
Suriye yetkilileri, 2013 yılında Doğu Guta’ya düzenlenen kimyasal saldırıya karışmakla geniş çapta suçlanan üst düzey askerî isimlerden Tümgeneral Adnan el-Halva’nın tutuklandığını duyurdu. İçişleri Bakanı Enes Hattab, X platformunda yaptığı paylaşımda Halva’nın Terörle Mücadele Dairesi’nin gözetiminde olduğunu belirterek onu “2013 yılında Doğu Guta’daki kimyasal katliamdan sorumlu en önde gelen subaylardan biri” olarak nitelendirdi.
Yaklaşık 1.400 sivilin, aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu bu saldırı, Suriye çatışmasının en ölümcül olaylarından biri olarak kabul ediliyor. Halva daha önce Şam kırsalındaki Topçu ve Füze İdaresi’nde müdür yardımcısı olarak görev yapmış ve eski hükümetin Astana görüşmelerine katılan heyetinde diplomatik ortamlarda yer almıştı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa Birliği daha önce Halva’yı savaş suçlarındaki rolü iddiaları nedeniyle yaptırım listelerine almıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2022 tarihli bir açıklamasında, onu Doğu Guta’da sarin gazı kullanımına karışan subaylar arasında gösterilmiş ve kendisi ile ailesine ülkeye giriş yasağı uygulanmıştı.
Doğu Guta’da Kamuoyu Tepkisi
Tutuklama haberi, 2013 saldırısından en ağır şekilde etkilenen bölgelerden biri olan Zamalka’da halkın sokağa çıkmasına neden oldu. Bölge sakinleri, kimyasal saldırılar ve çatışma sırasında işlenen diğer ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi çağrısında bulundu. Yerel aktivistler, şehir meydanında kalabalıkların toplandığını ve kutlamaların mahallelere yayıldığını aktardı.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, tutuklama haberinin ardından cami minarelerinden sloganlar yükseldiği görüldü. Bu durum, hem bir rahatlama hissini hem de daha fazla adalet talebini yansıtıyor. Bu tür tepkiler, saldırının yerel toplumlar üzerindeki kalıcı etkisini ortaya koyarken, yıllarca sınırlı ilerleme kaydedilen hukuki süreçlere yönelik beklentilerin sürdüğünü gösteriyor.
İtiraflar Komuta Zincirini Ortaya Koyuyor
Tutuklamayla birlikte Suriye yetkilileri, Esed rejimi altında görev yapmış eski hava kuvvetleri pilotlarının sorgu görüntülerini de yayımladı. Bu pilotlar arasında Mizar Savvan, Abdülkerim Aliye ve Rami Süleyman yer aldı ve hava saldırılarına ilişkin emirlerin doğrudan Beşşar Esed tarafından verildiğini anlattı.
İfadelerine göre emirler faks yoluyla iletiliyor ve sortilerin sayısı ile hedef koordinatlarını içeriyordu. Pilotlar, çoğu zaman tam hedefi bilmeden görev yaptıklarını ve emirleri reddetmeleri halinde ağır cezalarla karşılaşmaktan korktuklarını söyledi.
Bir pilot, “alışılmadık” bir bombanın kullanıldığı bir göreve katıldığını anlatarak bunun kimyasal silah olabileceğini ima etti. Bu tür mühimmatların sahaya sürülmeden önce çöl bölgelerinde test edildiğini ve Hava Kuvvetleri İstihbaratı mensupları da dahil olmak üzere uzman subayların gözetiminde kullanıldığını belirtti. Bu ifadeler, yasaklı silahların kullanımının bireysel eylemlerden ziyade organize bir sistem çerçevesinde gerçekleştiğine işaret ediyor.
Savaş Suçlarına İlişkin Daha Geniş Bir Örüntü
Bu açıklamalar, Doğu Guta’nın ötesine geçerek 2017’de Han Şeyhun ve 2018’de Duma’daki olaylar da dahil olmak üzere diğer kimyasal saldırı iddialarını gündeme getiriyor. Eski personelin ifadeleri, çatışmanın ilerleyen aşamalarında da alışılmadık silahların kullanılmaya devam ettiğini gösteriyor.
Uluslararası gözlemciler uzun süredir Esed rejimini sivillere karşı kimyasal silah kullanımı da dahil olmak üzere sistematik ihlallerle suçluyor. Halva’nın tutuklanması gibi yüksek profilli gelişmeler ve yeni ortaya çıkan bilgiler, bu operasyonların nasıl organize edildiğine dair artan kanıtları güçlendiriyor. Hukuki süreç henüz erken aşamada olsa da, bu tutuklama ve beraberindeki tanıklıklar, çatışmanın en tartışmalı başlıklarından birinin arka planını ortaya çıkarma yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

